yahu beyler onu bırakın da şimdi...
yağmur yağar yağmaz, mantar gibi bitiveren şemsiye satıcılarını biliyoruz.
otobüs duraklarının çevresinde, geniş meydanların kavşaklarında, kalabalık sokakların kenarlarında oluyorlar. şaşırtıcı, sanki öncesinden sözleşmiş gibi hepsi bir köşeyi kapıyorlar. rehineli banka soygunu ihbarının ertesinde bölgeye gelen özel timlerin etraftaki binalara, köşebaşlarına, banka karşısına, arabanın kapısının arkasına sanki yirmi yıldır o anı planlıyorlarmış gibi kendiliğinden yerleşmeleri var ya, onun gibi.
neyse, seyyar satıcının en ciddi reklamı sattığı ürününü kendisinin de kullanmasıdır tezgahının başında nihayet. semt pazarlarında kadın iç çamaşırı satan koca koca adamların devasa göbeklerini zar zor örten triko kazaklarının üzerine sütyen takmaları da bunun bir varyantı. mahallesinde en ufak bir eşcinsellik imâsında gözünü kırpmadan adamı dilim dilim doğrayabilecek abilerin iş işe gelince sütyeni takıp bir de yan tezgahtakinin "şakkıdı"sına karşılık göbek atmaya başlayabilmesi nasıl bir toplumsal bilinçaltının dışa vurumudur, o acaba hangi konuda tez yazsam diye kıvranan doktora öğrencilerinin muhattabı olsun. (evet, konuyu dağıtma konusunda nobel vermeyenler utansın)
bu yıl Yağmur yağdığında ortaya çıkan şemsiye satıcıları, istisnasız hepsi, aynı sözü söylüyor taksim'de: "ıslanmaya değmez".
Bunu da eskiden seyyar arabalarıyla dolaşan ufak esnaf gibi çığırtkanlıkla değil boynunu hafifçe sizi uzatarak kısık sesle söylüyorlar. sanki "iç ses"imiz bize söylüyor gibi, sanki o an aklımızdan her ne geçiyorsa onunla tek söz olup bizi ona yönlendirmek ister gibi. "ıslanmaya değer mi ? ... değmez!" dedirtmek için. bunu size o şemsiyeleri toptan aldığınız çin malı ithalatçısı mı söyledi, yoksa tıpkı kokereççiler gibi hepiniz hemşehrisiniz de cnn'de bünyamin'i dinledikten sonra ortak bir strateji mi kurdunuz?
Çok etkili, değer mi değmez mi ayrı. bir ara Serdar ortaç'ın şarkısı vardı "değmeeez, aşklaraaaa değmeeezz.." diye....
birbirimizin arkadaş listelerimizde yer almamızın başlangıcı ayran olsa da, beni erkek sanmasını bir iltifat olarak kabul ediyorum, hehe.
(1954 gripin kutusu sandığın şey, benim fotoğrafım; 2006.)